Mushoku Tensei Novel Cilt 1 Bölüm 6

Serinin kendisine gitmek için, Mushoku Tensei Novel
A+ A-

Çeviri: Bthn_42

 

Tempest Fansub İyi okumalar Diler…

 

 

Redaktör: KuroYukiHime-黒雪姫

 

 

Cilt 1 Bölüm 6 – Saygının Nedeni

 

#Kısım 1

 

Bu dünyaya geldiğimden beri evden hiç çıkmadım.

 

Bu gerçeğin bilincindeyim.

 

Gerçekten korkuyorum.

 

Avludan çıkıp dışarıdaki manzarayı görsem geçmiş anılarım çabucak uyanır.

 

O günün anıları. Karnımın yanındaki ağrı. Yağmurdan gelen keskin soğuk. Pişmanlık. Umutsuzluk. Kamyon tarafından ezilmenin verdiği acı.

 

Tüm bu anılar sanki daha dün olmuş gibi bana geri dönecek.

 

Bacaklarım titriyor.

 

Penceremden dışarıyı seyredebilir ya da kendi isteğimle avluya yürüyebilirim.

 

Ama bir adım daha atamıyorum.

 

Çünkü biliyorum.

 

Tarlaların o huzurlu manzarası bir anda cehenneme dönebilir. Görünüşte barışçıl olan manzaralar beni kabul edemiyormuş gibi…

 

Geçmiş hayatımda, uyuyamadığım zaman sayısız sanrılar yaşadım.

 

Ya Japonya aniden savaşa girerse. Ya bir bishoujo aniden ortaya çıkıp komşum olursa.

 

Eğer bu olursa, kesinlikle çok çalışabilirdim.

 

Gerçeklerden kaçmak için kendimi kandırmaya devam ettim.

 

Sayısız kez hayalini kurdum.

 

Ben bu rüyada Süpermen değilim ve hala ortalama bir insanla aynı seviyeye sahibim. Ve ortalama bir insan gibi, sınırlarımın yapmama izin verdiği şeyi yapabildim. Kendime güvenerek yaşayabilirdim.

 

Ama bu rüyadan uyanacağım.

 

Bu evin dışına bir adım atarsam, muhtemelen bu rüyadan uyanabilirim.

 

Ve uyandığımda, o umutsuzluk anına geri döneceğim.

 

Pişmanlıkla boğulduğum o an…

 

Hayır, bu bir rüya değil.

 

Böyle gerçekçi bir rüya nasıl olabilir?

 

Bana bunun bir VRMMORPG olduğunu söylersen, yine de kabul edebilirim.

 

Bu gerçeklik.

 

Kendimi ikna etmeye devam ediyorum.

 

Bu gerçek bir rüya değil.

 

Bunun bir gerçek olduğunu anlasam da dışarı adım atamıyorum.

 

Yüreğime ne kadar emek versem de.

 

Dudaklarımla ciddiyetle yaşamaya yemin ettim.

 

Ama vücudum buna ayak uyduramıyor.

 

Gerçekten ağlamak istiyorum.

 

#Kısım 2

 

Mezuniyet sınavını köyün dışında yapılacaktır.

 

Roxy bana bunu söylediğinde, zayıf bir isyan mırıltısı çıkardım.

 

“Dışarıda?”

 

“Evet, köyün dışında. Atlar hazırlandı.”

 

“Evde yapılamaz mı?”

 

“Hayır.”

 

“Yapılamaz…?”

 

Tamamen kayboldum.

 

Kalbim bunu biliyor. Evin kapılarının dışına bir adım atmam gerektiğini.

 

Bu dünyada nasıl hikikomori olabilirim.

 

Ama vücudum bunu reddediyor. Geçmişteki olayı hala net bir şekilde hatırlıyor.

 

Geçmiş hayatımdaki o kader gününde, suçlular tarafından dövüldüm ve her yanım yaralandı, acımasızca alay edildi ve kalbim büyük bir psikolojik hasarla kaldı.

 

Kendimi eve kapatmaktan başka seçeneğim olmadığı o kader günü.

 

“Sorun nedir?”

 

“Hayır… Şey… Dışarıda bazı canavarlar olabilir.”

 

“Bu bölgede, ormanlara yaklaşmazsanız canavarlarla karşılaşmanız neredeyse imkansız. Ayrıca, onlarla karşılaşsak bile, onlar zayıf olduğu için kendi başıma halledebilirim. Hatta Rudei bile onlarla başa çıkabilir. ”

 

Şimdiye kadar her türlü bahaneyi bulmaya devam ettiğimde Roxy şaşırmış bir ifade gösteriyor.

 

“Ah, sanırım daha önce duymuştum. Rudei, evden hiç çıkmadın mı?”

 

“Hımm… evet.”

 

“Korkuyor musun? Atlardan felan.”

 

“B-ben atlardan ya da onun gibi şeylerden korkmuyorum.”

 

Aslında hoşuma gidiyor.

 

Ayrıca <> oynadım.

 

*(ÇN: At yarışı)

 

“Haha. Rahatladım. Yaşına uygun davranışların var.”

 

Roxy yanlış anladı.

 

Ama dışarı çıkmaktan korktuğumu söyleyemem.

 

Bu, atlardan korkmaktan çok daha utanç verici bir şey.

 

Hala gururum var.

 

Saf bir gurur kıvılcımı.

 

Bu genç kız tarafından hor görülmek istemiyorum.

 

“Eh, yardım edilemez. İşte.”

 

Kıpırdamak istemediğimi gören Roxy birden beni omuzlarına aldı.

 

“Ne!?”

 

“Sadece üzerine oturursan, yakında korkmayacaksın.”

 

Mücadele edemem.

 

Kalbim de titriyor ve bunu ona bırakmayı düşünüyorum.

 

Roxy beni atın arkasına atıyor.

 

Sonra o da tırmanıyor ve dizginleri ele alıyor.

 

At ileriye doğru atılıyor

 

Evden bu şekilde çıkıyorum.

 

#Kısım 3

 

Bu dünyaya geldikten sonra ilk defa avludan dışarı çıkıyorum.

 

Roxy köyde yavaş yavaş ilerliyor.

 

Zaman zaman köylüler bize kayıtsız bakışlar atıyor.

 

Olamaz.

 

Vücudum gerginleşiyor.

 

Hala bana bakılmasından korkuyorum.

 

Özellikle alaycı bakışlar.

 

Elbette alaycı sözlerle başımıza bela açmazlardı.

 

Muhtemelen yapmazlardı.

 

Beni tanımıyorlar.

 

Bu dünyada beni sadece o küçük evdekiler tanır.

 

Neden bana bakıyorsun.

 

Bana bakmayı bırak, işine geri dön…

 

…Hayır.

 

O ben değilim.

 

Roxy’ye bakıyorlar.

 

Bazıları Roxy’yi selamlıyor.

 

Bu doğru.

 

Bu köyde yerini çoktan kurmuştur.

 

Bu ülkede iblis ırklarına karşı ayrımcılık oldukça şiddetli olsa da.

 

Ve bu kırsal alanda, bu karşıtlık daha da belirgindir.

 

2 yıl gibi kısa bir sürede herkesin selam vermek istediği bir figür haline geldi.

 

Bu noktayı düşündüğümde, Roxy’nin sırtı çok güvenilir görünüyor.

 

Nereye gideceğini biliyor ve karşılıklı olarak onu tanıyorlar.

 

İstenmeyen yorumlar alırsam, kesinlikle beni savunacaktır.

 

Haah, ebeveyn yatak odasındaki olaylara göz atan bu genç kızı bu kadar güvenilir bulduğuma inanamıyorum.

 

Böylece vücudumun gerginliği yok oluyor.

 

“Kalajav’ın ruh hali oldukça iyi. Rudei’nin onu sürmesi mutlu hissettiriyor.”

 

Kalajav atın adı.

 

Elbette, bir atın ruh halini okuyamam.

 

“Öyle mi.”

 

Kafamın arkası Roxy’nin düz göğsüne çarparak geriye doğru eğilirken kayıtsızca cevap verdim.

 

Ne kadar rahat.

 

Tam olarak neyden korkuyorum.

 

Burası çok huzurlu bir köy. Beni kim zorlayacak?

 

“Hala korkuyor musun?”

 

Diye soruyor ve başımı sallıyorum.

 

Artık başkalarının bakışlarından korkmuyorum.

 

“Hayır, ben zaten iyiyim.”

 

“Bak, aynen dediğim gibi.”

 

Kalbimin daha fazla nefes alma alanı var.

 

Çevre gözüme giriyor.

 

Tarlalar ve evler, gökyüzündeki yıldızlar gibi uzaklara uzanıyor.

 

Köy hissi.

 

Bu devasa yarıçap içinde kayda değer sayıda insan görebiliyorum. Daha fazla toplanırlarsa, muhtemelen küçük bir kasabaya dönüşebilir.

 

Yel değirmenleri olsaydı, muhtemelen insanların İsviçre’de olduklarını düşünebilirdim.

 

Ah, su değirmenleri var.

 

Rahatladıktan sonra bir süre sessizliğin bilincine varıyorum. Geçmişte Roxy ile birlikteyken bu tür bir sessizliği hiç yaşamamıştım.

 

Ona hiç bu kadar yakın olmaya çalışmamıştım. Dayanılmaz olmasa da utanç verici.

 

Bu yüzden bir konuşma başlatmaya karar veriyorum.

 

“Sensei, bu tarla neyi büyütüyor?”

 

“Bu esas olarak Asura’nın buğdayı, ekmeğin bileşeni. Az miktarda yeşil sebzeler ve Bardius çiçekleri de var. Bardius çiçekleri başkentte baharatlara dönüştürülebilir. Geri kalanlar yemek masasının malzemeleridir.”

 

“Ah, bu yeşil biber. Sensei onu yiyemez, değil mi?”

 

“Y-yiyemem. Sadece alışkın değilim.”

 

Soru üstüne soru soruyorum.

 

Bugün Roxy bunun son test olduğunu söyledi.

 

Yani ev öğretmeni olarak çalışması bitmek üzere.

 

Roxy sabırsız bir insandır. Bugün son gün olduğu için yarın bu evden ayrılma ihtimali var.

 

Bugün son gün. Biraz daha konuşalım.

 

Ama konuşacak ilginç bir şey bulamıyorum. Sadece köy hakkında bir şeyler sormaya devam edebilirim.

 

Roxy’nin açıklamalarına göre bu köyün adı Buina ve kuzey Asuran Krallığı’nın Fedoa bölgesinin bir parçası.

 

Burada çoğu çiftçi olmak üzere yaklaşık 30 aile var.

 

Babam Paul, bu köyün yetkilendirilmiş şövalyesidir.

 

Görevi, çiftçilerin durumunu gözlemlemek, köyün kavgalarında arabuluculuk yapmak ve köyü canavarlardan korumaktır. Onun işi bu.

 

Başka bir deyişle, krallığın tanınmış bir koruması.

 

Ama durum böyle olsa bile, bu köyde güvenlikten sorumlu gençlerden oluşan bir rotasyon var.

 

Bu yüzden Paul sabah turlarını bitirdiğinde öğleden sonra evde kalıyor.

 

Temelde huzurlu bir köy, yani yapacak pek bir şey yok.

 

Bu konuları bitirdikçe etrafımızdaki alanlar yavaş yavaş inceldi.

 

Soracak başka bir şeyim yoktu ve sessizlik bir süre devam etti.

 

Yaklaşık bir saat daha geçti.

 

Artık bizi çevreleyen herhangi bir alan yok. Tamamen el değmemiş bir çayırlık alana geldik.

 

#Kısım 4

 

Bu, ufka doğru uzanan otlak türüdür.

 

Hayır, en uzaklarda dağlık bir bölgenin bazı ipuçlarını zar zor görebilirsiniz.

 

En azından bu manzara Japonya’da görülemez.

 

Bana Moğol otlakları gibi bir ders kitabında böyle bir yer olduğu hissini veriyor.

 

“Burada dursak iyi olur.”

 

Roxy atı yalnız bir ağaca yönlendirir ve dizginleri ona bağladı.

 

Sonra beni attan indirdi.

 

Sonunda yüz yüze geldik.

 

“Aziz dereceli su saldırı büyüsü Cumulonimbus’u kullanacağım. Bu teknik, şiddetli yağmurla yıldırım çarpmaları yaratan bir sihirdir.”

 

“Evet.”

 

“Lütfen yaptığımı kopyala.”

 

Bir aziz dereceli su büyüsü kullanmak.

 

Yani bu. Son testin içeriği.

 

Roxy en büyük büyüsünü kullanmak üzere. Öğrenebilirsem, bana öğretecek başka bir şeyi olmayacak.

 

“Çünkü sadece gösteri yapıyorum, bırakmadan önce büyüyü bir dakika sürdüreceğim ve sonra… Yağmurun bir saat sürmesini sağlayabilirsen geçersin.”

 

“Gizli bir teknik olduğu için mi ıssız bir yerde mi yaptın?”

 

“Hayır, insanların zarar görmesinden veya çiftçilerin mahsullerinin zarar görmesinden endişeleniyorum.”

 

Ah.

 

Doğal afet düzeyinde yağmur mu?

 

Bu oldukça şaşırtıcı.

 

“Ben başlıyorum.”

 

Roxy ellerini gökyüzüne kaldırır.

 

“Ey büyük su ruhu, göklere yükselen şimşek imparatorunun oğlu! Dileklerimi yerine getir, azgın nimetlerini yağdır ve bana bu küçücük varoluşa gücünü göster! İlâhi çekicin örse çarpsın ve gücünü göster. ve toprağı suyla yiyip bitirin!! Ah, yağmur!! Yıkın ve her şeyi yıkayın!!『Cumulonimbus!!』”

 

Her kelimeyi bir arya gibi söylüyor.

 

Bir dakikadan fazla sürdü.

 

Şarkı bittiğinde ortam hemen karardı.

 

Birkaç saniye sonra… Gökten şiddetli yağmur yağmaya başladı.

 

Kara bulutların ortasında şimşekler belirirken, etrafımızda şiddetli rüzgarlar fışkırıyordu.

 

Şelaleyi andıran yağmurun sesleri arasında, bulutların arasından mor şimşek çizgileri geçerek yüksek sesli patlamalara neden oldu.

 

Bulutlardaki elektrik yavaş yavaş güçleniyor.

 

Şimşek, sanki ışığı daha güçlü hale getirmek için büyümeye devam ediyor.

 

…Dünyaya çarpar.

 

ÇARPMA!!

 

Ve ağaca çarpar.

 

Kulak zarlarım uğulduyor ve gözlerim spiral şeklinde sanki.

 

Neredeyse bayılacaktım.

 

“Ah!!”

 

Bu, Roxy’nin bir hata yaptığında çıkardığı ses.

 

Bulutlar bir anda dağılır.

 

Şimşek ve yağmur durur.

 

“Umm………”

 

Ağaca doğru koşarken Roxy yüzü yeşile döner.

 

Onun yönüne bakıyorum. Getirdiğimiz at, içinden yükselen dumanla yere yığıldı.

 

Roxy elini ata götürür ve ilahiyi söylemeye başlar.

 

“Ey merhametli tanrıların annesi, lütfen bu kişinin yaralarını iyileştir ve sağlıklı bir vücut İyileştirme』 ile iyileşmesine izin ver.”

 

Roxy panik içinde orta dereceli iyileştirme büyüsünü kullanır ve bir süre sonra at uyanır.

 

Ölmemiş gibi görünüyor.

 

Orta seviye iyileştirme büyüsü, ölüleri hayata döndüremez.

 

At korkmuş bir ifade gösteriyor ve Roxy’nin alnından soğuk terler akıyor.

 

“Vay canına…… Bu tehlikeliydi.”

 

Bu at, ailemizin sahip olduğu tek at.

 

Paul her gün onunla çok ilgileniyor ve bazen gülümseyerek çok uzaklara sürüyordu…

 

Ünlü bir cins olmamasına rağmen, Paul’ün uzun zamandır yoldaşıdır. Hatta ata olan sevgisinin Zenith’e olan sevgisinin hemen altında olduğu bile söylenebilir. Bu atın önemi işte budur.

 

Elbette 2 yıldır bizimle yaşayan Roxy bunu biliyor.

 

Ayrıca Roxy’nin Paul’ün atın sırtına tutunurken transta olduğuna tanık olduğunu ve buna şaşırdığını da biliyorum.

 

“Lütfen, bu bir sır olarak kalsın mı?”

 

diyor Roxy yarı ağlayan bir sesle.

 

O biraz sakar.

 

Ama çok çalışıyor. Ayrıca derslerimi hazırlamak için gece geç saatlere kadar ayakta kaldığını da biliyorum.

 

Ayrıca yaşının küçük olması nedeniyle hor görülmek istemediğini ve kendini her zaman onurlu bir şekilde sunmaya çalıştığını da biliyorum.

 

Bu görünüşten gerçekten hoşlanıyorum.

 

Bu kadar büyük bir yaş farkı olmasaydı, onunla evlenmek isterdim.

 

“Merak etme babama söylemeyeceğim.”

 

“Uuuu…… Lütfen yap.”

 

Keşke aynı yaşta tanışsaydık.

 

“Uuu…”

 

Roxy yarı ağlamış halde olmasına rağmen hızla başını sallıyor, yanağını tokatlıyor, ciddi bir ifadeyle bana bakıyor.

 

“O zaman lütfen devam edin ve deneyin. Kalajav’la ben ilgileneceğim.”

 

At hala korkmuş bir ifade gösteriyor ve sanki her an kaçmaya hazır, ancak Roxy vücuduyla ona sıkıca yapışıyor ve dizginleri dizginliyor.

 

Onu dizginleyemediğini hissetsem de, at yavaş yavaş sakinleşiyor. Roxy pozisyonunu korur ve bir şeyler söylemeye başlar.

 

Sonra ikisinin üzeri toprak duvarlarla kapatılıyor.

 

Topraktan yapılmış bir kale hızla tamamlandı.

 

Bu, gelişmiş dereceli dünya büyüsü, Toprak Kalesi.

 

Bununla, yıldırım çarpması alsalar bile iyi olmalı.

 

Pekala, başlama zamanı.

 

Bana ilahinin ne olduğunu düşünmeme izin ver……

 

“Ey büyük su ruhu, göklere yükselen şimşek imparatorunun oğlu! Dileklerimi yerine getir, azgın nimetlerini yağdır ve bana bu küçücük varoluşa gücünü göster! İlâhi çekicin örse çarpsın ve gücünü göster. ve toprağı suyla yiyip bitirin!! Ah, yağmur!! Yıkın ve her şeyi yıkayın!!『Cumulonimbus!!』”

 

Hepsini bir çırpıda söylüyorum.

 

Bulutlar toplanmaya başlar.

 

Aynı zamanda 『Cumulonimbus』’u anladım.

 

Fırtına bulutları oluşturmak için karmaşık hareketlerle birlikte orta stratosferde bir yerde bulutlar yaratmak. Muhtemelen böyle bir şeydir.

 

Formasyona mana dökülmezse, bulutların oluşumu duracak ve dağılacaktır.

 

(Manayı boşverin, 1 saat el kaldırmak çok yorucu……)

 

Hayır bekle.

 

Bir sihirbaz, yaratıcılık ve araştırma ruhu gerektirir.

 

Gerçekten bir saat boyunca Genki toplamak gibi duruşu korumanız gerekiyor mu?

 

Bu doğru, bu bir test.

 

Bu aynı konumu korumakla ilgili değil, bulutları sürdürmek için yarattıktan sonra erimiş büyüyü kullanmakla ilgili.

 

Neredeyse düşünemiyorum. Öğrendiğim şeyler kullanılmak üzere.

 

“Düşüneyim. Daha önce televizyonda görmüştüm. Bulutların oluşma süreci…”

 

Hala Roxy’nin daha önce yaptığı bulutlardan bazıları var.

 

Suyun buharlaşmasının nasıl yukarı doğru çıktığıyla ilgili bir şey. Belli bir yükselen hava akımı yaratmak için alt kısmın ısınmasına izin vermelisin ya da onun gibi bir şey.

 

Ve üst bölümün hızla soğumasını sağlamalıyım…

 

Bunu yapmaya çalıştığımda, manamın yarısı aslında elimden alındı.

 

Ama bu şekilde yapılırsa, kendini bir saatten fazla tutabilmelidir.

 

Yağmur fırtınasına bakarken, Roxy’nin yaptığı kaleye memnuniyetle giriyorum.

 

Roxy karanlık köşede oturuyor, elleri atın dizginlerini tutuyor.

 

Beni görüyor ve başını sallıyor.

 

“Bu kale bir saat sonra kaybolacak, o zamandan önce sihri durdurabilirsin.”

 

“Tamam.”

 

“Merak etme. Kalajav iyi.”

 

“Tamam.”

 

“Tamam deyip durma. Dışarıdaki bulutları ciddi bir şekilde bir saat kontrol etmelisin.”

 

hm?

 

“Kontrol etmem gerekiyor mu?”

 

“Hm? Garip bir şey mi söyledim?”

 

“Ama onu kontrol etmeye gerek var mı?”

 

“Elbette. aziz dereceli su büyüsü de sihirdir. Mana ile sürdürmezsen rüzgar onu uçurur.”

 

“Ama zaten uçup gitmesin diye yaptım…?”

 

“Ha? Ne……!?”

 

Bir şey fark etmiş gibi görünen Roxy, kaleden dışarı koşar.

 

Kale hemen dağılır.

 

Hey hey, kontrol etmeye devam etmeyecek misin?

 

At diri diri gömülecek.

 

“Aras.”

 

Hızla kontrolü alıp dışarı çıkıyorum.

 

Roxy gökyüzüne boş boş bakıyor.

 

“……Öyle mi, sarmal kasırga bulutları yukarı çekecek…!!”

 

Gökyüzü, yarattığım sürekli büyüyen bulutlarla dolu.

 

Bence oldukça iyi bir iş çıkardım.

 

Geçmişte, büyük kasırgaların arkasındaki süreci açıklamak için bilimi kullanan rastgele bir gösteri izledim.

 

İçeriğini tam olarak hatırlayamasam da.

 

Sadece içgüdülerime güvenerek denedim ve sonunda oldukça iyi yapmış gibi görünüyorum.

 

“Rudei. Geçiyorsun.”

 

“Eh? Ama bir saat olmadı mı?”

 

“Beklemeye gerek yok. Bu kadarını yaptıysan yeter. Ama onu ortadan kaldırabilir misin?”

 

“Ah, evet. Gerçi biraz zamana ihtiyacım var.”

 

Fırtınanın alt kısmındaki sıcaklığı düşürürken, üstteki sıcaklığı arttırıyorum. Ardından, bulutları zorla uçurmak için rüzgar büyüsünü kullanmadan önce yere doğru bir hava akışı yaratırım.

 

Onunla işim bittiğinde Roxy ve ben tamamen sırılsıklam oluyoruz.

 

“Tebrikler. Şu anda siz Su Azizi sıralamasındasınız.”

 

Önümde saçaklarından su damlayan bishoujo, nadiren görülen bir gülümsemeyle bunu bana duyuruyor.

 

Hayatta hiçbir şey elde edemeyen ben, sonunda bir şey başardı.

 

Karnıma garip bir his yayılıyor gibi.

 

Bu hissi biliyorum.

 

Bu bir tatmin duygusudur.

 

Sonunda bu anda hissediyorum, bu dünyaya geldikten sonraki [İlk adımım].

 

#Kısım 5

 

İkinci gün, son 2 yıldır değişmeyen Roxy bavulunu toplar ve kapıların önünde durur.

 

Roxy geldiğinden beri ailem de pek değişmedi.

 

Boyu uzayan tek kişi benim.

 

“Roxy, bizim evde kalmaya devam etmek istiyorsan sorun değil. Senin için pişirmediğim birçok şey var…”

 

“Doğru. Ev öğretmeni olarak işiniz bitmiş olsa bile, geçen yıl bizim için çok şey yaptınız. Köy halkı sizi mutlaka karşılayacaktır.”

 

Ailem Roxy’yi elinde tutmaya çalışıyor.

 

Yol boyunca, Roxy ve ailem yakınlaştı.

 

Öğleden sonraya kadar her zaman boştur. Her gün bir şey yaptıysa, birçok kişiyle iletişim kurabilmelidir.

 

Bir çok şey yapmak zorunda olan bir kahramanın aksine bir şey, aksi takdirde istatistikleri değişmez.

 

“Hayır. Bunu söylediğin için teşekkür ederim ama bu durum zayıflığımı fark etmeme izin verdi. Dünyayı dolaşacağım ve sihir becerilerimi geliştireceğim.”

 

Sıralamada ona yetiştikten sonra bir şok geçirmiş gibi görünüyor.

 

Geçmişte bana öğretmeni aşan öğrencilerden nasıl nefret ettiğini anlattı.

 

“Öyle mi. Ne diyebilirim ki. Özür dilerim, oğlumuz özgüveninizi yitirmiş gibi görünüyor.”

 

Paul, sen ne diyorsun?

 

“Hayır, bu olay bana kendimle çok dolu olmamayı öğretti. Aslında bunun için minnettarım.”

 

“Aziz dereceli su büyüsünü kullanabiliyorsan kendinle gurur duyabilirsin.”

 

“Anlıyorum ki, buna güvenmeseniz bile, yaratıcılığa dayandırırsanız, o zaman daha da güçlü bir sihir bulabilirsin.”

 

Roxy başımı okşarken acı acı gülümsüyor.

 

“Rudei. Elimden gelenin en iyisini yapmama rağmen şu anki seviyemde sana öğretemiyorum.”

 

“Bu doğru değil. Sensei bana çok şey verdi.”

 

“Bunu söylersen memnun olurum…… Ah, doğru.”

 

Roxy eliyle mantosunu aradı ve kurdeleyle bağlanmış bir şey çıkardı.

 

“Mezuniyetin için tebrikler. Hazırlanacak zamanım olmadığı için bunu al ve sabret.”

 

“Bu…?”

 

“Migurd’un koruyucu tılsımı. Düşman bir iblisle karşılaşırsan, bunu benim adımla sunabilirsin. Bir anlaşmaya varabilirsin…… muhtemelen.”

 

“Ona özenle davranacağım.”

 

“Bu sadece bir olasılık. Buna çok fazla inanmayın.”

 

Roxy en sonunda gülümser ve yola koyulur.

 

Gözyaşlarım ne zaman akmaya başladı bilmiyorum.

 

Bana gerçekten çok şey verdi.

 

Bilgi, deneyim, teknik……

 

Onunla buluşmasaydım, elim sihirli ders kitabını tutarken hala verimsiz bir şekilde çalışıyor olabilirdim.

 

Ve en önemlisi, beni dışarı çıkardı.

 

Dış dünyaya.

 

Sadece bu.

 

Roxy beni dışarı çıkardı.

 

Bu olay önemli bir anlam taşımaktadır.

 

Roxy bu köye sadece 2 yıllığına geldi.

 

Başkalarıyla nasıl iyi iletişim kuracağını bilmeyen Roxy.

 

İblis ırkından biri olarak Roxy, köylüler tarafından iyi muamele görmezdi.

 

Beni dünyaya getiren Paul ya da Zenith değil, Roxy idi. Bu önemli anlam.

 

Beni sadece köyün dışına çıkardı.

 

Ama kapının dışında bir adım atma düşüncesi kesinlikle kalbimde bir gölgeydi.

 

Ve onu iyileştirdi.

 

Köyün içinden geçiyorum.

 

Kalbim serbest bırakıldı ve karanlıktan kurtuldu.

 

Beni daha iyi bir insan yapmaya niyeti yoktu.

 

Ama kalbimin gölgesini dağıttığı inkar edilemez.

 

Dün sırılsıklam olduğumuzda kapıların dışında bir adım daha attım.

 

Sadece zemin var.

 

Normal zemin.

 

Artık titremiyorum.

 

Sonunda dışarıda yürüyebileceğim.

 

Kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptı.

 

Önceki hayatımda annem babam ya da kardeşlerim bile yapmadı.

 

O yaptı.

 

Herhangi bir azarlama olmadan bana cesaret verme sorumluluğunu üstlenmek.

 

Bunu bilinçli olarak yapmadı.

 

Onu anlıyorum.

 

Bunu kendisi için yaptı.

 

Biliyorum ki.

 

Ama yine de ona saygı duyuyorum.

 

Küçük kıza saygı duyuyorum.

 

Figürü kaybolana kadar ona saygı duyacağıma kalbimle yemin ederim.

 

Ellerim, Roxy’nin bana verdiği asa ve tılsımı tutuyor.

 

Bana öğrettiği çeşitli bilgilerin yanı sıra.

 

Birdenbire hatırladım.

 

Yıkanmamış ve Roxy’den çalınmış külotlar hâlâ odamda.

 

Üzgünüm.

 

 

Yorumlar

Bölüm 6 C1
Content Warning
DİKKAT! "Mushoku Tensei Novel Cilt 1 Bölüm 6" serisi +18 bir seri olup çıplaklık, şiddet ve kan içerebilir. Bu seriyi okuyan kişi bu uyarıyı okuyup, onaylamış sayılır.
Enter
Exit

Fansub olarak size daha fazla seri sunmak için Çevirmen ve Editöre ihtiyacımız var.

Sende Çevirmen veya Editör olarak daha fazla serinin gelmesini sağlayabilirsin.